HÜZNÜN BOTANİĞİ
Merhaba sevgili okur görüşmeyeli nasılsın ?
Umarım iyisindir ve sevdiklerinde iyidir. Biz insanlar olarak bazen hayatımızdaki şeylerin ve özellikle de bazı insanların kıymeti bilemiyor ve onlara yeterli zamanı ayıramıyor olabiliriz. Tabi ki bu onları sevmediğimiz anlamına gelmez fakat onları kaybetme ihtimali ortaya çıktığı zaman içimizi büyük bir pişmanlık kaplar ve bununla nasıl baş edeceğimizi bilemeyebiliriz. Umarım bunu yaşamamışsındır sevgili okur şuana kadar ve umarım ki bundan sonra da yaşamazsın.
Sohbetimize neden bu konuyla başladığımı belki merak etmişsindir çünkü bugün ki kitabımız Bulgaristan doğumlu Georgi Gospodinov isimli yazarımızın kitabı olan Bahçıvan ve Ölüm.
Yazarımız 1992’de yayımladığı ilk şiir kitabıyla edebiyat dünyasına adım atıp daha sona ise şiirden düzyazıya geçiş yapmıştır. Şu zamanlarda ise sadece roman yazmakla kalmıyor; öykü, oyun ve deneme gibi farklı türlerde eserler vermeye ediyor.
Bulgaristan’ın 1989 sonrasında en çok çevrilen yazarlarından biri olan Gospodinov, Doğu Avrupa edebiyatını dünya sahnesine taşıyan önemli bir ses olarak nitelendiriliyor. Bahçıvan ve Ölüm ile kendi yas sürecini anlatan yazar belki de kariyerinin en kişisel, en soyulmuş eserini kaleme alarak bizlerle buluşturuyor.
Bahçıvan ve Ölüm, ilerlemiş kanser tanısı konulan babasının hastalık sürecini ve ardından gelen kaybı anlatan bir anı-romanı. Ama bunu söylemek kitaba haksızlık eder belki de çünkü bu eser, bir kayıp hikayesinden çok daha fazlası.
Roman, son zamanlarda okuduklarım arasında karşılaştığı en etkileyici açılış cümlelerinden biriyle başlıyor: “Babam bahçıvandı. Şimdi bir bahçe.”
Bu iki cümle kitabın tamamını içinde barındırıyor: yas, dönüşüm, anı ve kabullenme.
Gospodinov’un, bu kitapta okuyucuya duygu sömürüsü yapmıyor. Bu, bu tür kitaplarda karşılaşabileceğiniz en büyük tuzaktan “duygu pornosu”nda özenle kaçınıyor. Yazar, babasıyla ilgili komik hikayeler ve araya giren hafif anlar aracılığıyla metni soluklandırıyor; ağır gerçekleri anlattığı anlarda bile biz okuyuculara nefes aldırıyor.
Zaman bu kitapta doğrusal akmıyor gibi geçmiş, şimdi ve gelecek iç içe geçiyor sanki. Gospodinov bunu kendisi şöyle ifade ediyor: babasının yokluğu, hafızanın tüm mekanizmasını harekete geçiriyor; uzun süredir uykuda olan anılar uyanıyor, gerçekten yaşandığından emin olmak için yeniden çağrılıyor. En yakınını kaybeden birçok insanda da bu olmazmı zaten onu kaybettiğin an en ufak bir anı kırıntısına muhtaçsındır. Yazarda tıpkı bizler gibi babasını kaybettikten sonra hatırladığı her anıya sıkı sıkıya tutunuyor.
Yazar romanı birinci şahıs ağzından yazıyor ve kitapta anlatıcı olan oğul Georgi sadece bir kaybı anlatmıyor; kaybın içinde kendi kimliğinin nasıl sarsıldığını de görmemizi sağlıyor. Babasını varlığı, onun çocukluğunun ve kendi varlığının ispatı. Babası gidince bu ispat sarsılıyor ve yıkılan çocukluk anıları üzerine hücum ediyor. Romanın sonuna gelindiğinde ise Georgi’ nin ‘ Ne yapacağımı bilmiyorum’ diyerek sözlerini bitirmesi bir çaresizlik olarak değilde yas sürecinde olan ama yeniden başlamak zorunda olan bir insanın en dürüst sesi.
Kitabın gerçek kahramanı olan baba ise sayfalar boyunca hep biradım ötede duruyor sanki; hem fiziksel olarak hem de varoluşsal olarak. Bu da hastalık sürecindeki bir insanın hayattan yavaş yavaş uzaklaşması ve ölüm sonrasında ise anılar içinde değişkenlik göstermesi gerçeğini vurguluyor gibi.
Hayatını bahçesine vakfetmiş biri olarak baba, toprağa, büyümeye ve dönüşüme dair bir sembolizm barındırıyor. Yazar babanın ölümünden sonra onu “bir bahçeye” dönüştürerek çok güzel bir metafor sergilemiş bizlere. Bir insan toprağa dönerse, anılarda da büyümeye ve filizlenmeye devam eder belki de…
Bahçıvan ve Ölüm, bize ölümün ve yasın aynı anda hem çok özel hem de evrensel olduğunu hatırlatıyor. Kitap boyunca kendinizin veya etrafınızdaki insanların kayıplarına dair anılar yüzeye çıkacak; bu tanışıklık hissi hem ağır hem de garip biçimde teselli edici.
Yazarın bir sorusu var kitapta, bizi çocuk olarak hatırlayan son kişi de gittiğinde hâlâ var olduğumuz söylenebilir mi diye soruyor. Bu soru, kitabın en iz bırakan sorusu. Çünkü ebeveyn kaybetmek yalnızca bir insanı kaybetmek değil; kendi geçmişinizin tanığını, çocukluğunuzun aynasını yitirmek.
Eğer bir ebeveynini kaybetmiş ya da kaybetme korkusuyla yaşayan herhangi biri isen; ki bu, sonunda hepimiziz aslında, bu kitap sana bir şeyler söyleyecek sevgili okur.
Yazıma kitaptan bir cümle ile son verirken sana yas sürecindeysen eğer sabır ve huzur diliyorum, eğer şuan böyle bir süreçte değilsen bir gün bunu yaşayabileceğin gerçeğiyle yüzlemeni ve o zaman geldiğinde bunu olgunlukla karşılamanı umuyorum.
Şimdiden iyi okumalar…
“Bu kitabın kolay bir türü yok, onu kendisi icat etmeli. Tıpkı ölümün bir türü olmadığı gibi. Hayatın türü olmadığı gibi.”
— Georgi Gospodinov
Yorum bırakın