Bir ömür boyu insanı anlamak…..
Merhaba sevgili okur. Bugün size okurken bir kaç sayfada bir derin düşüncelere daldığım modern zaman deyimiyle overthinklediğim bir kitaptan bahsedeceğim. Ünlü psikolog, akademisyen ve yazar merhum Doğan Cüceloğlu ‘nun Savaşçı kitabından bahsedeceğim. Eğer sende kendini bu hayatta bir savaşçı olarak görüyorsan veya savaşçı olmaya niyetlendiysen bu yazım tam sana göre. Tekrar hoşgeldin hem yazıma hemde kendi hayatına.
Prof. Dr. Doğan Cüceloğlu, on bir çocuklu bir ailenin en küçük ferdi olarak dünyaya geldi ve erken yaşlarda yitirdiği anne ve baba, ona hayatın en sert derslerini çok küçük yaşta öğretti. Bu sertlik onu kırmadı; aksine, insanı ve insanın iç dünyasını anlamaya yönelik derin bir merak uyandırdı.
Cüceloğlu kırkı aşkın bilimsel makale yayınlayıp, yirmiden fazla kitap yazarak ve ayrıca sayısız yayınlar yaparak ‘psikoloji herkes içindir’ anlayışının öncüsü olarak anılmayı başardı.
16 Şubat 2021’de İstanbul’da hayata gözlerini yuman Cüceloğlu’nun ardında bıraktığı miras yalnızca kaleme aldığı kitaplardan ibaret değil bence en güçlü mirası, milyonlarca insana “ben kimim?” diye sorma cesaretini vermesidir.
Savaşçı, ilk bakışta sıradan bir psikoloji kitabı gibi görünebilir. Ama sayfaları çevirmeye başladığınızda anlatının sizi ne kadar derinden yakaladığını fark edeceksiniz.
Doğan Cüceloğlu bir seminer sonrasında belki de şuanda bir çok kişinin içerisinde bulunduğu ve bir çıkış kapısı aradığı anlam arayışı keşmekeşinin içinde olan Arif Bey ile karşılaşır ve onun isteğini kırmayarak ikisi içinde çok anlamlı olacak görüşmelerin ilkini başlatmış olur.
Arif Bey; mutsuz, anlamsızlık duygusuna kapılmış, “öğretmenim” diye kendini tanımlarken aslında kim olduğunu yitirmiş bir insandır. Onu tanıdıkça şunu fark ediyorsunuz: Arif Bey, aslında hepimiziz. Kariyerin, toplumsal rollerin, başkalarının beklentilerinin içine sıkışmış ve o sıkışmışlığı “hayat böyledir” diye kabullenmiş insanlarız.
Kitapta anlam arayışı yolculuğu üç temel eksen üzerinden anlatılıyor: arayış (anlam sorusu ve özgürleşme isteği), uyanış (iç hapishaneyi fark etmek) ve eylem (büyük resme bağlı kalarak harekete geçmek). Cüceloğlu bu doğrultuda Carlos Castaneda’nın Kızılderili bilgesi Don Juan’dan, Mevlânâ’dan, fenomenolojiden ve Doğu bilgeliğinden besleniyor. Farklı düşünce geleneklerini birbirine dokunduran bu sentez, kitabı sıradan bir “kişisel gelişim kitabı” kategorisinin ötesine taşıyor.
Eserin en özgün yanlarından biri yazım tarzı: kitabın büyük çoğunluğu diyalog şeklinde ilerliyor. Bu tarz, psikoloji gibi soyut bir alanı sohbet havasına taşıyor ve okurken kendinizi Arif Bey’in yerine koymanızı kolaylaştırıyor. Cüceloğlu hiçbir zaman “şunu yap, bunu yapma” diyen buyurgan bir rehber değil; soruyu soran, düşündüren, bazen susturan bir yol arkadaşı. Kitabın birçok yerinde ara vermeniz gerekebilir, okumaya devam edemediğiniz o anlarda biraz durup derin bir nefes alın ve belkide içeceğiniz bir kahve veya çay sonrası yaşadığınız bazı kabullenmeler, içinden çıkılan duygu karmaşaları, geride bırakılan bazı anlar ve yaşanan bazı aydınlanmalar sonrası daha farkındalıklı olarak kitabı tekrar açın ve okumaya devam edin. Anlatım akıcı ve içten olduğu için kısa sürede kitabın içine çekiliyorsunuz. Bu yüzden kitap hem hızlı hem de yavaş okunabiliyor.
Satır satır ilerlediğinizde her cümlede kendinizle ilgili yeni bir şey buluyorsunuz.
Kitap belirli bir yaş grubuna ya da meslek çevresine seslenmek yerine herhangi bir noktada “bir şeyler eksik” hissiyle karşılaşmış tüm insanlara hitap ediyor. Otuzlu yaşlarında anlam krizi yaşayan bir profesyonele, yirmi yaşında kimlik sorularıyla boğuşan bir üniversite öğrencisine, kendi hayatını sorgulayan bir ebeveyne eşit derecede konuşuyor.
Özellikle sende benim gibi şu soruları sık sık kendine soruyorsan: “Neden her şeyim var ama yeterince mutlu değilim?” ya da “Kim olmam gerektiğini biliyorum ama kim olduğumu bilmiyorum.” İşte bu noktada sende Arif Bey ile aynı kapıya geldiğini göreceksin.
Bu kitap okunup rafına kaldırılan kitaplardan değil. Zaman zaman geri dönüp bir cümlesini, bir sorusunu yeniden okuduğunuz cinsten. Cüceloğlu’nun asıl başarısı burada gizli bence: sizi cevap vermekten çok soru sormaya zorluyor. Ve gerçek değişimin soruyla başladığını bu kitabı bitirdiğinizde içselleştirmiş oluyorsunuz.
Eğer bir süreliğine duraksayıp kendinize “ben bu hayatta gerçekten ne istiyorum?” diye sorabilecekseniz, bu kitap o duraksamanın en güzel eşlikçisi olabilir.
Yazımı Doğan Cüceloğlu’nun sözüyle sonlandırıyorum ve kendi savaşında sana bol şans diliyorum. Eğer ihtiyaç olursa Savaşçı ve ben buradayız.
“Hapishanede olduğunuzu fark ettiğiniz an, savaşçı olma yolunda ilk adımı atmış olursunuz.”
— DOĞAN CÜCELOĞLU, SAVAŞÇI
Bir Cevap Yazın