ZEKANIN BİR BEDELİ VAR MİDİR?
Merhaba sevgili okur, bugün ki sohbetimize hoş geldin…
Hayat koşuşturması içinde etrafımızda olup bitenlere ne kadar ilgiliyiz sence? Arabaların kornalarına basarak, tıka basa dolu otobüslere sığmaya çalışırken, kaçmak üzere olan toplu taşımalara koştururken, yapmak istediklerimizi ve mecbur olduklarımızı bir güne sığdırmaya çalışırken diğer insanlarla ne kadar ilgiliyiz? Yanından geçtiğin insanın herhangi bir sorunu ve engeli olduğunu farkediyor musun mesela. Normal insanların bile zorlandığı hayatın keşmekeşinde onların ne gibi zorluklar yaşadığından yeterince haberdar mıyız emin olamıyorum…
Dünya genelinde nüfusun %1’i zihinsel engelliyken, ülkemizde bu oran %0.57’lerde imiş son TÜİK verilerine göre. Hal böyle olunca bu oranlar göz önüne alındığında hepimiz onlarla karşılaşıyoruz, etrafımızda ve hatta bazılarımız evinde yakından şahit oluyordur. Ama hissettiklerini yeterince anlayabildiğimizi pek sanmıyorum.
Bugün sohbetimize konu olan romanda amerikalı yazar Daniel Keyes kaleme aldığı Algernon’a Çiçekler isimli eserde tam olarak bunu anlamamıza yardımcı oluyor.
Daniel Keyes psikoloji alanında akademik kariyer yapmış ve bu alandaki tecrübelerini de eserlerine yansıtan bir yazar. Keyes zihinsel engelli bireylerle çalıştığı bir okulda öğretmenlik yaptığı sırada tanıdığı bir öğrencisinden esinlenerek ‘Algernon’a Çiçekler ‘i yazmış.
Hem kısa öykü, hemde sonrasında roman formatında ödül almış olan eserde zekâ geriliği olan Charlie Gordon’ın hikayesi anlatılıyor. Kahramanımız, deneysel bir beyin ameliyatı sayesinde zekasını artırma şansının olduğunu öğrendiğinde tüm korkularına rağmen bu deney grubuna katılıyor. Aynı ameliyatı olan Algernon isimli farenin zekasında artış olması onu heyecanlandırıyor ve Charlie’de zeki olma hayalini gerçekleştirmek için ameliyatı kabul ediyor.
Romanı Charlie’nin ağzından okurken ve hatta onun yazılarını okurken değişime ilk andan itibaren tanık oluyoruz. Konuşması, düşünmesi, yazıları ve hatta hisleri birer birer değişiyor. Kendindeki bu değişimin tadına varmaya çalışırken, ameliyat öncesi etrafındaki anlamadığı şeyleri bir bir kavrıyor. Ama bu farkındalık beraberinde mutluluk yerine hüzün ve öfke getiriyor.
Günler hızla ilerlerken Charlie de değişmiştir. Daha zeki biri haline gelmiştir hatta bir dahi olma yolunda hızlı adımlarla ilerler ama zekanın sevgi getirmediği gerçeği yüzüne bir tokat gibi çarpar.
Charlie’nin hayatı artan zekâ seviyesi ile beraber tepetaklak olur. Ama asıl trajediyi ondan önce ameliyat edilen Algernon’a olanları görünce yaşar. Algernon’a olanlar kendisine de olacak mıdır?
Yazar bu romanı yazarak toplumun zekâ geriliği yaşayan bireylere yönelik tutumunu gözler önüne seriyor ve bizlere kendi davranışlarımızı sorgulatmayı amaçlıyor. Charlie’nin ‘normal’ zekaya sahip olmadan önce ve ameliyat sonrası çevresindeki insanlar tarafından nasıl farklı muamele gördüğü, zekanın insan değerini belirleyip belirlemediği sorusunu akıllalarımıza getiriyor. Romanı okuduktan sonra bilginin ve zekanın mutluluk getirip getirmediğini de sorgulamadan edemeyeceksiniz.
Eserin yazım tarzına geldiğimizde en özgün yanı, günlük-mektup formatında yazılmış olması diye düşünüyorum. Charlie’nin yazım stilindeki değişim; başlangıçtaki kaba, hatalı cümlelerden, zekâsının zirvesindeki karmaşık ve bilgiç anlatıma, sonra yeniden gerilemeye evrilmesi romanın asıl anlatım aracı gibi. Bu teknik, biz okuyucuların Charlie’nin zihinsel yolculuğunu sadece okumasını değil, adeta yaşamasını sağlıyor.
Roman, zekâ ile mutluluk arasındaki ilişkiyi derinden ele alıyor ve bizlere sorgulatıyor. Charlie zekileştikçe, etrafındakilerin onu sevdiği için değil, “eğlenceli bir deney objesi” olarak gördüğünü fark ediyor bu durum ise benlik algısı ve kimlik krizi açısından çarpıcı bir analiz sunuyor. Ayrıca eser, biliş arttıkça izolasyonun da artabileceğini gösteriyor; Charlie zekâsı yükseldikçe eski arkadaşlarından, hatta sevdiği insanlardan uzaklaşıp kendiyle baş başa kaldığı anların sayısını artırıyor. Bu, Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisindeki ait olma ihtiyacı ile bilişsel gelişim arasındaki gerilimi simgeliyor.
Roman boyunca her ne kadar zeka ve değer kavramları aynı küme de değerlendirilse de sonunda okuyucuya insanın değerinin zekâsından değil, yaşadığı deneyimlerin ve sevginin derinliğinden geldiği mesajı veriliyor.
Peki sen olsan ne yapardın sevgili okur. Şu an ki halinden daha fazla zekaya sahip olmak istesen ve bunun bir ameliyatla mümkün olduğunu söyleseler tıpkı sende Charlie gibi daha zeki olmak için bunu kabul eder miydin?
Peki sence zeki olmak beraberinde de mutluğu getirir mi?
Düşüncelerini yorumlarda bekliyor olacağım hoşça kal…..
Bir Cevap Yazın