GÖRMEYEN GÖZLERİN YAZARINDAN…..
Merhaba sevgili okur bugün ki sohbetimize hoş geldin…
Bilim kurgu ile aran nasıl? Gerçekleşmesi çılgınca görünen şeyleri izlemek veya okumak ilgini çekiyor mu? Kimilerine göre; henüz var olmayan veya gerçekleşmesi imkânsız olan tamamen gerçek üstü şeylerle vakit harcamak çok da keyifli gelmezken, kimilerine göre bu tarz içerikler son derece ilgi çekici oluyor.
Günümüzde teknolojinin geldiği noktayı düşününce ve geçmişle kıyaslayınca sanırım bazı gerçekleşmesi imkânsız şeyler gerçek oldu veya olmak üzere. Bazen düşünüyorum da insanlığın teknoloji ve biyoloji ile kontrol altına alınmasının gerçekleşmesi ne kadar imkansız…
Aldous Huxley’de yıllar önce bunu düşünmüş olacak ki tam da bu konuyla ilgili bir eser kaleme almış.
Cesur Yeni Dünya…
Huxley, bilim insanları ve sanatçılar yetiştirmiş köklü bir ailenin çocuğu olarak yaşamını sürdürürken geçirdiği bir göz rahatsızlığı sonrası neredeyse kör kalıyor ve sayfaları büyüteçle okumak gibi bir mecburiyetin içerisinde kalan Huxley tüm zorluklara rağmen okulundan mezun olup kısa sürede olsa öğretmenlik mesleğini icra ediyor. Krom Sarısı ile edebiyat dünyasına adım atan yazarımız Ses Sese Karşı eseriyle de büyük başarı yakalıyor ama asıl adını tarihe yazdıran eser 1932 senesinde yayınladığı ve yazımızında konusu olan roman Cesur Yeni Dünya.
“Ford’dan sonra 632. yıl.” Romanın ilk sayfasında zamanı bu şekilde tanımlayan Huxley, bizi tek bir cümleyle bambaşka bir gerçekliğe fırlatıyor. Bu dünyada tanrı Ford’dur; çünkü seri üretim, toplumun ta kendisidir.
İnsanların sınıflara ayrıldığı, her bireyin kendi kastını, kendi sınırlılığını, kendi mutluluğunu sevmeye koşullandığı bir düzen. Acı,yalnızlık,kayıp,tutku… Hepsi devlet onaylı bir mutluluk hapıyla bastırılır. Seks serbest,evlilik yasak, annelik ve babalık küfür etkisi yaratır.
Yani insanı insan yapan her şey artık yok. Tabi bunlar bazılarına göre başarının önündeki engeller, belki böyle düşünenler için daha da ilgi çekici olabilir bu roman…
Romanın asıl çatışması ise bu düzene alışamayan Bernard ile onların tabiriyle vahşi dünyadan ama aslında bu düzen dışındaki diğer insanlardan biri olan John’ın tanışması ile başlar. John Shakespeare’i ana dili gibi bilen, aşka, acıya, özgürlüğe inan tek insandır. Oh be normal bir insan dediğinizi duyar gibiyim 🙂
Ama John’ın bu mükemmel mutluluk fabrikasına ayak basması onun trajedisi olur. Çünkü bu dünyada insan olmanın bedeli, yalnızca ve yalnızca bir şeydir o da gerçekten hissetmekten vazgeçmek. Robot muyuz yahu biz! Rol kabiliyeti olanlar yaşadı, hadi yine iyisiniz.
Romanın yazım tarzına geldiğimizde ise; dili yer yer soğuk ve duygusuz. Bazı kısımlarda ise daha şiirsel ve ılıman ir dil kullanmış yazar. Bu da bizlere iki farkı dünyayı tanıtmak için sanırım. Hissedenler ve hissetmeyenler…..
Bu iki dünya arasında daha doğrusu bu iki farklı insan türü arasındaki farklılığı anlamamız için. Peki hangi dünyadaki daha insan? Buna karar vermek biraz zor açıkçası…
Cesur Yeni Dünya’nın hedef kitlesini belirlemek oldukça zor açıkçası. İlk bakışta bilim kurgu sevenlere hitap eden kitap aslında farklı kitlelere de sesleniyor.
Sorgulayan kitle için; tüketim çılgınlığı, sosyal medya bağımlılığı, anlık tatmin kültürü gibi kavramları merak eden herkese biraz uzanıyor. Kitabı bitirdiğinizde telefona her uzandığınızda Huxley’i biraz hissedebilirsiniz.Yazarımızın bir dönem öğrencilerinden olan George Orwell’in kaleme aldığı 1984 isimli kitabın okuyucuları içinse; bir yazar korkuyla uyarırken diğer yazarın uyuşturması dünyanın tutarlı bir haritası olabilir. Kitap düzenli bir olay örgüsü okumayı sevenler için yorucu gelebilir. İlk bölümler biraz bunaltıcı bir teknik soğuklukla yazılmıştır. Ama bu bir eksiklik değil, tasarımdır.
1932’de yazılan bir roman neden bugün hala sarsıcı hissettiriyor? Huxley, kitap okumanın kendiliğinden terk edileceğinden ve insanların eğlenceyle uyutulacağını düşünüyordu. Saatlerce ekran başında geçirip kitap okumaya yarım saat bulamadığınızda, Soma’nın farklı bir adla cebimizde taşındığını fark etmemek mümkün değil. Roman bazı kesimlere göre bir kehanet veya saçmalık gelebilir ama biraz düşününce belki de topluma yöneltilmiş bir ayna olabilir mi diye düşünmemek elde değil. Peki bu ayna da ne görüyoruz?
İtiraf etmem gerekirse yer yer çok hızlı okuduğum akıp giden bir roman ama bazı kısımları okumak çok zorlayıcıydı. Beklentimin hem üzerindeydi hem de altında. Yine de okunması gereken bir şaheser o yüzden okumanı mutlaka tavsiye ediyorum sevgili okur.
Eğer sende Cesur Yeni Dünya’yı okuduysan veya okumaya karar verdiysen düşüncelerini bekliyor olacağım. Bir sonraki sohbetimizde görüşmek üzere hoşça kal.
Bir Cevap Yazın